MEVLEVİLİĞİN SULTÂN VELED KOLU: TARÎKAT-I IŞKIYYE-İ VELEDİYYE-Yİ CELÂLİYYE


Hülya Küçük, 
Prof. Dr.

Sultan Veled’in (623/1226−712/1312) Mevlevilikteki yerini Menâkıbu’l-Ârifîn’de anlatılan şu olayı anlatarak başlamak istiyoruz. Olay, sadece bir menkıbe olabilir ama Eflâkî’nin konuyla ilgili yorumu sebebiyle buraya almakta bir beis görmüyoruz: Birgün Mevlânâ, medresenin sofrasında, gençlik çağındaki Sultân Veled sağ, diğer oğlu Alâeddîn de sol tarafında otururken, ğayb âleminden yeşiller giymiş iki şahıs gelir ve Sultân Veled’in elinden tutup götürürler. Bir süre sonra onu geri getirdiklerinde “Bu genç Bahâ Veled’in (k.s.) neslinin devâmı için lâzımdır” derler. Sonra Alâeddîn’i götürürler ama geri getirdikleri zaman bir şey söylemezler. Halkın feryatlar içinde ne olduğunu sormaları üzerine Mevlânâ: “Bahâeddîn’i bizim soyumuzun devâmı için bir süre dünyâda tutacaklar. Fakat Alâeddîn’i çok tutmayacak, yakın zamanda götürecekler” buyurur.  Eflâkî, bu olayı yorumlarken, Alâeddîn’in gerçekten de fazla sürmeden Şems-i Tebrîzî (ö.645/1247) olayında çarpılıp öldüğünü, Sultân Veled’in temiz bir kalple yıllarca yaşadığını ve “Çocuk, babasının sırrıdır” hadîsinin,[1] sanki özellikle Sultân Veled için irâd edildiğini söyler.[2] Biz burada onun sadece Mevleviliğin kollarının oluşturulması “ husussuna açıklık getirecek vaktimiz olacaktır.

Devamını okuyun »

İBTİDÂ-NÂME’DE “VARLIKLAR ÜÇ ÇEŞİTTİR” HADİSİNİN TEFSİRİ


Prof. Dr. Emine YENİTERZİ

“Allah melekleri yarattı, onlara akıl verdi; hayvanları yarattı, onlara da nefis verdi; insanoğlunu yarattı, onlara hem akıl hem de nefis verdi. İnsanlardan kimin aklı nefsine galip gelirse, meleklerden daha üstündür; kimin nefsi aklına galip gelirse o da hayvanlardan aşağıdır” hadis-i şerifi insanın diğer varlıklardan farklı yaratılışına işaret eder.

İnsan, dünya hayatında bu yaratılış hikmeti ile bir tercih yapmak zorundadır. Ya doğru tercihi yapar; akıl yolunu seçer, meleklerden üstün bir varlık olur, nebiler ve velilerle rahmet yolunda yürür ya da yanlış tercihle nefsiyle baş başa kalır, hayvanlardan daha aşağı olarak lanet yolunda şeytana yoldaş olur.

Devamını okuyun »

SULTAN VELED’İN MAÂRİFİNDE KAMİL VELİNİN PORTRESİ

Osman Nuri Küçük, Doç. Dr.

Velî kelimesi sözlükte yakın olan, seven, âşık olan dost, yardım eden, efendi, köle gibi değişik anlamlara gelmektedir. Velî Arap dilinde dilin kendisi kadar eski bir kelimedir. İslâm’dan önce kullanıldığı gibi Kur’an-ı Kerim’de de geçmektedir.[1]

Terim olarak velî kelimesi dost ve yakın olma eyleminde bulunan yani (tevellî) eden kişi demektir. Kelime hem ism-i fâil hem ism-i meful anlamında kullanılmaktadır. İsm-i fâil anlamı Allah’a karşı ibadet ve taati yerine getiren yani O’nun taatine yakın olan, O’nun taatini kendisine dost edinen demektir. İsm-i meful anlamında ise işlerini Allah’ın üzerine aldığı, kendi nefsine bırakmadığı kimse anlamındadır.[2] Kelime Kur’an-ı Kerim’de de bu anlamda kullanılmaktadır. “O, sâlihlerin işlerini görür”[3] Kuşeyrî velî sıfatını taşıyanın her iki manadaki velâyeti kendisinde toplaması gerektiğini söyler.

Devamını okuyun »

Başkası değil Sadece Veled:

“Mevlana’nın Zürriyetinden Olmak Yeterlidir”

Omid Safi

Hazreti Mevlana Celaleddini Rumi’nin biyografilerinde Rumi ve sevgili oğlu Sultan Veled ile yakınlığını işaret eden pek çok cezbedici hikâye bulunmaktadır. Modern çağ öncesinde dini liderlere, politik liderlere ve uzmanlara kimi yakından tanıyorsanız onların aracılığı ile ulaşabiliyordu. Güce ulaşmaya sahip olan kişileri tanıyanları tanımanız gerekiyordu. Bu durum krallar ve Allah için de geçerli idi: Kralın huzuruna veya Kutsal bölgeye aracı olmadan girilemezdi. Kralı halktan koruyan korumalar ve krala ulaşmak için politik aracılar bulunurdu. Aynı şekilde, Allah adına da peygamberler aracılık ve şefaat görevini üstlendiler. Aslında, insanların Allah’a aracısız, her an, dolaysız ulaşabilmeye başlamasının fevkalade olmasının kesin nedeni işte bu aracılığa olan gereklilikti.(Müslümanların namazda Allah ile dolaysız irtibata geçmesi teolojik olarak devrimsel nitelik taşır.). Modern çağ öncesi hiyerarşik toplumlarda aracılık hala yaşamın ve dinin bir parçasıydı. Mevlana’nın aracısı ise oğlu Sultan Veled’di.  Bu çalışmada Mevlevi geleneğinin Sultan Veled’in kendi başına çığır açan bir evliya olmasını değil de, bizlerde dâhil kendisinden sonra gelen jenerasyonların Hazreti Mevlana’yı daha iyi ve açık anlamamızda nasıl bir rol üstlendiğini araştıracağım.

Devamını okuyun »

SULTAN VELED VE AHÎLER

Prof. Dr. Mehmet ŞEKER

Türk-İslâm tarihinin XIII. ve XIV. yüzyıllarında daha çok Anadolu’da görülen Ahîlik, aslında İslâm medeniyetinin temel unsurlarını bünyesine almış bir Türk kurumu olarak kabul edilmiştir. Kurumsal orijini itibariyle Anadolu’ya Abbâsîlerden intikal eden “fütüvvet” kavramı, XIII. yüzyıldan itibaren Türk Anadolu’da kendine özgü bir mâhiyet kazanarak “ahîlik” şeklini almıştır.

Anadolu Türk ahîliği, gerek İslâmî-Abbâsî menşei, gerekse İslâmî-Türk yorumu bakımından ferdî ve içtimaî sahada gelişerek çok yönlü bir kültürel unsur olmuştur. Bu unsur, zaman içinde Horasan’dan gelen göçer Türkmen kitlelerinin katkıları ile daha yumuşak ve bütün hayatı kucaklayıcı bir özellik kazanmıştır. Ancak ahîlik kurumunun inanç esasları, hayat felsefesi, İslâm düşüncesi ve ahlâk anlayışı, yine fütüvvet geleneğinin yazılı kaynakları olan fütüvvetnâmelerle şekillenmiş ve bu kaynaklardaki esaslar sayesinde İslâm medeniyetinin çok önemli bir teşkilâtı hüviyetine bürünmüştür.

Devamını okuyun »

MENKIBELERİYLE SULTAN VELED


Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Bahâeddin Muhammed Veled (1226-1312) Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin büyük oğludur. Dedesi Sultânü’l-Ulemâ’nın adını taşımaktadır. Yaygın adıyla “Sultan Veled” diye anılır. İlk nazarda bu isim saltanatlı bir çağrışım yapar. Sözlüğe bakıyoruz; “Sultan” kelimesin çeşitli mânâları var. Sultan, hükümdar demek. Mânevî saltanatları sebebiyle bâzı din ve tasavvuf büyüklerine ve tarîkat pirlerine unvan olarak veriliyor, “Sultan Abdülkadir Geylânî” gibi. Ayrıca Arapça, Farsça   ve Türkçe tamlamalarda ilim ve sanat erbabının en büyüğü, en yücesi anlamında kullanılır: Sultânü’l-Ârifin gibi.[1] Dede Bahâeddin Veled’e “Sultânü’l-Ulemâ” denmesi bu kabildendir. Sözlükte “Veled” çocuk, oğul mânâsına gelir. Yani öyle özellikli bir anlamı yoktur. Ama isimlere değer katan müsemmâlarıdır, onu taşıyanlardır. Sultan Veled’in ismi böyledir; mânâ sultanlığını hatırlatır, zihinde bir ihtişam duygusu uyandırır. Burada “Veled” sıradanlıktan çıkarak bir kudsiyet ve derinlik kazanır.

Mevlânâ Sultan Veled’i küçük yaştan îtibaren dâimâ sevmiş, yanından hiç ayırmamıştır. Ona: “Sen yaradılış ve huy bakımından bana en fazla benzeyensin” diye iltifat etmiştir. “Bahâeddin’imiz iyi bahtlıdır, hoş yaşar, hoş ölür” demiştir. Onu kendisine gerçek mîrasçı saymıştır.[2]

Devamını okuyun »

Hz. Sultan Veled ve Velayetin Vasıfları

Kabir Helminski

“The beautiful innovations of the saints are like the customs put in place by the prophets.”

“Evliyaullahın dile getirdiği yeni fikirler peygamberlerin ortaya koydukları gelenekler gibidir.”

Hz. Sadrettin Konevi

Tanrı bizi külli ve esas olan varlığına adım adım çekebilmek için sonsuz güzelliğinin lezzetlerinden sunar. Bize insanlık yolculuğunda mürşitlik etmesi için hakikat ehlini tanıtır. Nihai mukadderatımızda kendimizi sonsuz ve bağışlayıcı olan (Allah’ın) varlığınca yaratılmış olan ebedi parçalar olarak bulmak vardır.

Evliya Tanrı’nın sırlarıdır. Sultan Veled’in Ma’arif’inde dediği gibi “Her kim daima Allahıyla beraber bulunmak, onunla konuşmak isterse özü-sözü doğru sofilerle oturmalıdır.” Mevlana Sultan Veled’e “Bahaeddin, benim bu âleme gelişim, senin zuhurun içindir. Benim bütün söylediklerim, nihayet sözlerimden ibarettir. Halbuki sen, benim işim ve eserimsin.” demiştir.

Devamını okuyun »

Sultan Veled ve Manevi “Miras” ın Zorlukları

Prof. Dr. James Morris

…Bir gün baba(Rumi) oğluna(Sultan Veled) sevgiyle şöyle dedi: “…benim bu aleme gelişim senin zuhurun içindir. Benim bütün söylediklerim nihayet sözlerimden ibarettir. Halbuki sen benim işim, amelimsin.  Ahmet Eflaki, ,Ariflerin Menkıbeleri

 “Kim özel olarak cemali bir yenilik getirirse hem kendi davranışı hem de onu tüm takip edenler için mükafatlandırılacaktır. “ (Hadis-i Şerif)

Sultan Veled ve diğer ilkçağ Mevlevileri “Arifler peygemberlerin varisidir” hadisinde bahsedilen zatlardandır. Onların bu konferansta detaylandırılan olağanüstü yaşamları ve kalıcı biçimde müesseseleşmiş  başarıları -peygamberlerin ve tüm “Allah Dostu” evliyanın mirasını doğru bir şekilde yerine getirmekle sorumlu olan bu “varis”ler- hepimizin karşılaştığı süregelen zorluklar açısından ilham veren hatırlatmalardır.

Devamını okuyun »

KİTABU’L- HİKEMİYYE ADLI MAÂRİF TERCÜME VE ŞERHİ

MAÂRİF-İ SULTAN VELED’İ FUSÛSU’L-HİKEM ŞÂRİHLERİYLE OKUMAK: KİTABU’L- HİKEMİYYE ADLI MAÂRİF TERCÜME VE ŞERHİ

Hülya Küçük, Prof. Dr.

Sultan Veled’e (623/1226−712/1312), ait olduğu kesin olan eserleri, İbtidâ-nâme, Rebâb-nâme ve İntihâ-nâme adlı mesnevîleri, günümüzde üzerinde çeşitli çalışmaların yapıldığı Divân‘ı ve Maârif’i, Manzūma-i  Siyâmiyye ve  en-Nāfiʿ fi’l-Furūʿ dur. Bunlar dışında Işq-nāme, Hāşiye ʿalā şerh-i ʿIsāgoci, Gazāliyyāt, Eşʽʿār, Risāle der Beyān-ı Mutaferriqa, Der Maʿrifet-I Āfāq-ı Enfüs, Risāle-i İnşāʾgibi ona aidiyeti kesinleşmemiş eserleri de vardır.

Maârif, Sultân Veled’in mensûr olan tek eseridir. Terim olarak, sûfîlerin vehbî bilgilerini ifâde etmek için kullanılan “ma‛rifet”’in çoğulu olan “maârif” türü eserlerin, şeyhin sohbet esnasında, vârid olan vehbî bilgileri anlattığı anda, yahut sonradan, zihinde kaldığı hâliyle yazılarak oluşturulduğunu biliyoruz.[1]  Aslında, ilhâm yoluyla kalbe gelen ve söylenen sözlere  verilen bir ad olan “vâridât”la eş anlamlı sayılır.[2] Devamını okuyun »

SULTAN VELED’İN RUBAİLERİNDE ÂŞIK DERViŞ

Dr. Ibrahim Gamard

Muhammed Sultan Bahaeddin Veled’in yaşadığı hayat olağanüstüydü. Çok büyük Mürşidlerden ilim, irfan, irşad öğretileri gördü ve Allah’ın lütfunu aldı. Bunlar içinde dedesi Bahaeddin Veled ( kendisi 5 yaşında iken vefat etmiştir), Seyyid Burhanettin Tırmızi, ve babası Mevlana Celaleddin bulunur. Mürşidlerine çok bağlıydı. Mürşidleri arasında Şems-i Tebrizi, Selahaddin Zerkubi ve Hüsamettin Çelebi bulunur. Hüsameddin Çelebi ahrete intikal ettikten sonra, Sultan Veled büyük bir alçak gönüllülük ve sabır yoluyla, mürşidi Kerimüddin Bektemür ile 8 yıl geçirdi.

Sonuncu mürşidi de ahrete intikal ettikten sonra, Sultan Veled 66 yaşında Mevlevi’lerin şeyhi oldu. Ve bundan sonra Dîvân‘ından başka İbtidâ-nâme, Rebâb-nâme, İntihâ-nâme adlı üç mesnevisi ile Ma’arif adlı bir de mensur eseri elde bulunmaktadır.

Sultan Veled, babasının Şemsi Tebrizi’ye bağlılığı örneğinde olduğu gibi sufi yolunda manevi efendisi Mürşidine/şeyhine, Allaha varmak manasında,  bağlı ve inançlıydı. Sufizmde buna fena fi şeyh denir;  Mürşidinde Allahın varlığını bularak yok olmaktır ve Allah’ı bularak yok olmak ile de fenafillâh mertebesine ulaşılır. Babası Mevlana Hazretleri kendini Şemsi Tebrizi’nin ilahi yansımasında bulduğu manevi Allah aşkında yok etmiş (mahv), binlerce gazel yazmış ve Mürşidini her yerde görmüştür, genelde bu güzel gazeller kendi adı ile değil Mürşidinin adı ile bitmektedir.

Devamını okuyun »

Sultan Veled’in Mürid Anlayışı: Hakk’ın, kendisini murad ettiği mürîd

Arzu Eylül Yalçınkaya

Mürîd, irâde kökünden Arapça bir kelimedir. Sözlükte irâde ve taleb eden, isteyen ve arzu eden gibi anlamlara gelmektedir. Sufî ıstılâhında tarîkate giren ve şeyhe bağlanan, derviş, bende, efendisi olan şeyhin kulu, şeyhinin emir ve iradesini yerine getiren bir âlet ve kendisi için Hakk’ın irâde ettiğinden başka şey irâde etmeyen gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Bunların yanı sıra kelime sûfî ıstılahında farklı bir bir yorumla “irâdesi olmayan” ya da kendi iradesiyle iradesini teslim eden anlamında da kullanılmıştır.

Mürid, talib, aşık, derviş ve buna benzer kelimeleri “sâlik” kavramı altında toplamak mümkündür. Sâlik ise yolcu anlamına gelir. Buna göre yukarıda geçen kelimelerin kendisini işâret ettiği kişi her halükarda yolda olan ve bir maksûda ermek üzere ilerleyen kişidir. Talib matlûbuna ilerlemekte, aşık maşukuna koşmakta, derviş ya da daha genel anlamda mürîd ise muradı olan mürşidine doğru yol almakta ve her adımda ona biraz daha yaklaşmayı ümid etmektedir. Tasavvufun ilk klasiklerine bakıldığında sûfi müelifler tarafından, seyr halinde olan sâliğin övüldüğü görülür. Bu anlamda nefisten kalbe, bed ahlâktan güzel ahlaka, kalbden ruhâ yapılacak her türlü manevi sefer makbûl olduğu kadar sûfilerce yalnızca bedenî olarak  yapılan sefer de makbûl görülmüştür. Zira her ikisinde de kusurların ortaya çıkması ve tedâvi edilmesi, eksiklikleri farkedilmesi ve tamamlanması için bir imkân vardır. Zira salik, nefsin alışkanlıklarını terketmek anlamına gelen yolculuğu tercih ederek, düzenli hayatın rahatını terk etmiş ve yolculuk zahmetini yüklenmeyi tercih etmiştir.

Devamını okuyun »

Sultan Veled’in Azizlerin Hiyerarşisi Üstüne Öğretimi

Janis Esots, Dr.

Bu yazıt daha evvelki makalelerimde ele aldığım Sultan Veled’in çalışmalarındaki azizlerin hiyerarşisi konusunu ele alacaktır. Burada Sultan Veled’in evliyalar üzerine öğretimini, babasından nasıl esinlendiğini ve babasının öğretilerine ne gibi eklemeler yaptığını ele alacağım.

I

Bir kaç sene evvel yine Turkkad tarafından İstanbul’da düzenlenen başka bir konferansta, Dakuki üzerine bir kağıdımı sizlerle paylaşmıştım. Bu hikayede bir bakıma azizlerin ve velilerin hiyerarşisini ele alıyordu.

Size hikayeyi hatırlatmama izin verin. Dakuki (Allah’ın belli sınıfa bağlı sevenleri arasındaydı – “duaları kabul görenler”) bütün vaktini seyahat etmekle ve sabuha adını verdiği Allah sevenlerini aramakla geçiriyordu. Her sabuha belli bir miktarda ve farklı renkte hayat suyuna sahipti.

Devamını okuyun »

ŞEMS İLE AYDINLANAN HZ.VELED

Cemâlnur Sargut

İnsandadır aşkın kemâli, insandadır cemâli

İnsandadır esmâ vü sıfat, zât lâkin kâmildedir

Hiç bir yere sığmayan Allah kalb-I kâmildedir

Âb-ı hayât, def’-i memât, hem necât kâmildedir

Kâmili bulsun Ken’ân isteyen Allâh’a visâl

Tasavvufta edep kavramı çok önemlidir, zirâ edep her yerde Allah’ı görme seviyesine ulaşan kişinin hâlidir. Bugün, Hz. Mevlânâ’nın sırrımın sırrı dediği ve ömrü boyunca yaşantı, tarz ve tavrından Hz. Pîr’in sırrının edep olduğunu ispatlayan bir sultandan, Hz.Sultan Veled’den bahsedeceğiz. Konumuz ezelden nasipli bu sultanı yetiştiren mürşidi Hz. Şems ile ilişkisi ve mürid-mürşit anlayışı. Bu konunun en güzel örneği Sultan Veled’in Şam’dan Konya’ya dönerken  Hz. Şems’e refakat ediş hikayesidir.

Devamını okuyun »

Allah’ın Halifesi olma- Hazreti Sultan Veled’in nakil ve tebliği

Kıyıya vuran inciler

Allah’ın Halifesi olma- Hazreti Sultan Veled’in nakil ve tebliği

Camille Adams Helminski

Sonsuz Rahmet ve Merhamet Menbaımızın Adıyla

Bu güzel yola  ve asırlar boyunca o Ruhun, Maneviyatın tebliğinde ve bizlerin de bu tebliğe teşvik edilmemizde yardımları olan herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Bu anlardan dolayı, O’nun güzelliklerine şahit olmak üzere bir araya getirilmiş olmaktan dolayı müteşekkiriz.

Hem babasıyla olan samimi anlara dair kıssalar, hem de Şems-i Tebrizi’nin (as ecmain) , bizzat kendi tecrübesi olduğu kadar, naklettiği sırların ifşası kabilinden, Ruh’un pek çok güzelliği, Sultan Bahaeddin Muhammed Veled tarafından tebliğ buyrulmuştur. Burada, her insanın doğuştan getirdiği bir hak olan, Allah’ın yeryüzündeki halifeleri olmamız gibi, Sultan Veled’in naklettiği bazı ibretler/dersler üzerinde tefekkür edeceğiz. O, bizimle Ebedî’nin huzurunda şahit olarak durmanın, Ebedi Aşk’a şahitlik etmenin ve onu naklederek, tevazuuyla, şahsiyetin güzelliğiyle ve muhabbetle hizmet etmenin misallerini paylaşıyor.

Devamını okuyun »

SULTAN VELED’İN MUHİTİ ÜZERİNE BAZI MULAHAZALAR

BİLAL KEMİKLİ

Sultan Veled, Mevleviliğin kurucusu olarak kabul edilmektedir. Mevlana eserleriyle ve bazı uygulamalarıyla fiili olarak yolun teorik zeminini temellendirmiş; Sultan Veled ise, bu teorik zemini ma’mur kılmıştır. O, on yaşından itibaren Mevlana’nın bütün toplantı mahfillerinde bulunmuş bir şahsiyet olarak, babasının muradını müdriktir. Nitekim babası onu, “yaratılış ve ahlak itibariyle bana insanların en fazla benzeyenisin”  diye tavsif etmektedir. Bu benzerlik, ona “yolun mimarlığı”nı  bahşetmiştir. Maamafih Sultan Veled, her şeyden evvel “yolun mimarı” olması hasebiyle dikkat çeker; onun şairlik, sanatkarlık ve düşünürlük gibi sıfatları daha sonra gelir. Şunu söylemek mümkündür: Yolun mimarı, çağını aşan bir şair, çağını aşan bir sanatkar ve çağını aşan bir düşünürdür. Bu tebliğde, çağını aşan yol mimarını, muhiti itibariyle konu edinmek istiyoruz.

Sultan Veled’in  muhitini tespit etmek, hem dönemi içinde sosyo-kültürel mevkiini ortaya koymak, hem de ilmî ve estetik dünyasını daha iyi tahlil etmek bakımından önemlidir. Burada kelime olarak bir şeyi ihâta eden, etrafını çeviren ve kuşatan anlamına gelen muhit kelimesi, sadece, sosyolojik anlamda içinde bulunulan çevre karşılığında kullanılmamaktadır. Muhit, hem-zebân, hem-hâl ve hem-hayâl tabirlerinin ihsas ettiği bir anlama sahiptir. Aynı dili konuşan, aynı duygulara ve aynı hayallere, ufka sahip olanlar muhit oluşturur. Zira bu ortak alanlar, zaman içerisinde algı kalıplarını da etkilemektedir. Bu anlamda muhit kelimesi, Zümrüd-i Ankâ’ya ulaşma niyetiyle yola çıkan Sî-murgun hikayesinde olduğu gibi, bir ortak amaç uğruna cem olmaktır.

Devamını okuyun »

Hazreti Sultan Veled’in Mirası

The Legacy of Hazret-e Sultan Valad

Dr. Barihüda Tanrıkorur

Today with your kind permission I would like to discuss Hazrete Sultan Valad and his legacy. As you can see from the slide, from the topic which involves Hazreti Mevlânâ,  the almost 700 year old Tariqat-i Mawlawiyya and its ensuing period, we will concentrate on only a small, but probably the most conspicuous and well known part of this legacy, the Mawlawi Sema Ritual Ceremony known as the Mawlawi Âyini Sharîf.  However, because this topic is so vast we will only examine those sections where Hazrete Sultan Valad is commemorated.

After  Husameddin Chalabi who had made the first attempts to organize an order, in 1292 when Sultan Veled Hazretleri became the spiritual leader, the sources say that he founded the Tarikat-i Mawlawiyya  by incorporating his father, Hazreti  Mevlânâ’s teachings and training methods. However the sources do not go into details about what Sultan Valad actually started or did when he founded the order, therefore it is very difficult for us to separate what he did from what was added or developped after him.

Devamını okuyun »

Konya’da karşılaşma

Fabio Alberto Ambrosio, Dr.

Mevlana Rumi’nin cenazesindeki Müslümanların agiographic geleneği  dervişlerin seması  ya da çok değerli mevlevilik, Konya şehrinin nüfusunun büyük kısmını toplar.  Sadece üstad Rumi’nin müritleri değil sade Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler bu kutsal insane için düzenlenen özel törene iştirak ettiler.  Rumi biyografisinde Aflaki’nin belirttiği gibi: “Padişah ve vezirlerine haber sağır eden söylentiler halinde ulaştı ve sonra ızgınlıkla kalktı ve onların imam hükümdarı ve dinsel öğrğtmğni olduğu için keşiş ve rahiplerin önderlerini çağırarak bu olay hakkında onluır sorguladı. Onlar dediler ki: “Biz Musa’nın, İsa’nın ve bütün peygamberlerin gerçeklilerini onun açık sözlerinden anladık ve kendi kitaplarımızda okuduğumuz olgun peygamberlerin doğa ve hareketlerini onda gördük. Siz Müslümanların Mevlânâ’yı nasıl devrinin Muhammed’i olarak tanıyorsanız, biz de onun zamanın Musa’sı ve İsa’sı olarak biliyoruz. Siz nasıl onun muhibiyseniz, biz de bin şu kadar misli daha çok onun kulu ve müridiyiz..” Onun gerçek arkadaş olduğu gibi, biz de sizing daha çok arkadaşınızız, hizmetkarınız, öğrenciniziz, gerçekten de şöyle yazılmıştır: “ Yetmiş iki millet sırrıni bizden dinler. Biz bir perdeden yüzlerce ses çıkaran bir neyiz.. ” (Huart, 1918-1922, vol. I, s. 96). (1)

Devamını okuyun »

Türk Müzik ve Hareket Terapisi Geleneği, Tarihçe ve Günümüzdeki Uygulamaları

Yard. Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç

Azerbaycan Gobustan kayalıklarında dans eden insan figürlerine rastlanıyor. Dans varsa orada melodi ve ritim vardır. 12 ila 14 bin yıl önce yapılmış. Rus araştırmacı Rudenko ve Griaznov Altaylarda, Pazırık ve Başadar bölgesinde kazı yapıyorlar ve kilim parçalarıyla beraber bir enstrüman buluyorlar: Çeng . Bunun tarihçesini Rudenko MÖ 1700 yıllarına kadar götürüyor. İki bin de buradan 3700, 4000’e yakın bir enstrüman belgesi ortaya çıkıyor. Bu çeng’in benzerini biz yaptık. İcra ediyor, terapilerde kullanıyoruz. Bu enstrüman beş seslidir, pentatonik özellik gösterir.

Pentatonik müzik bizim musikimizde çok önemli bir belge. Rahmetli Ahmet Adnan Saygun’un Türk Halk Musikisinde Pentatonizm isimli eserinden alınan Macar araştırmacı Benedict Szabolcsi’ye ait bir harita. Çıkış yeri Altay, Güney Sibirya. Oradan Dünya’ya yayılmış.

Devamını okuyun »

SULTAN VELED’İN DİVAN’INDA ŞEHİRLERE YAZDIĞI MEDHİYELER


Doç.Dr. Nuri ŞİMŞEKLER

Hz. Mevlâna’nın fikirlerini ve yolunu takip edip Çelebi Hüsâmeddin ve diğer dostların yardımıyla kurumsallaştıran Sultan Veled eserleriyle de babasının izinden gitmeye çalışmıştır. Hz. Mevlâna’nın Mesnevî’sine nazire olarak İbtidânâme (Velednâme), Rebâbnâme ve İntihânâme adlarında üç mesnevî kaleme alan Sultan Veled, çoğunluğu gazel ve rubailerden meydana gelen, içinde Farsçanın yanı sıra az sayıda Türkçe, Arapça şiirler ve Rumca beyitlerin bulunduğu bir divan da oluşturmuştur.[1] Ayrıca Maârif adlı mensur eseri de babasının Fîhi mâfîh’ine, dedesi Sultanü’l-Ulemâ’nın ve Seyyid Burhâneddin-i Tirmizî’nin aynı adlı eserleri Maârif’lerine bir nazîre niteliğindedir.

24 Nisan 1226 günü Mevlâna ailesinin ilk evladı olarak Karaman’da dünyaya gelen Sultan Veled’e dedesinin adı “Muhammed Bahâeddin” adı verilir. Üç yaşında aileyle birlikte Konya’ya gelir. Burada annesi Gevher hatunu küçük yaşta kaybeden Sultan Veled, yedi yaşında iken kardeşi Alâeddin Çelebi ile birlikte babaları Mevlâna ile birlikte ziyaret için gittiği Karahisar Kalesi’nde (Afyonkarahisar) sünnet ettirilir ve yapılan düğünde Sultan Alâeddin Keykubad da hazır bulunur. Bu arada annesiz kalan Sultan Veled daha çok babasının derslerine devam ederek onun yanında bulunurken, bir yaş küçüğü Alâeddin Çelebi de daha çok anne tarafından dedesi Şerafeddin ve anneannesi Kerâ-yı Bozorg’un (Büyük Kera) mahiyeti ve bakımına verilir, onların Meram bağlarındaki evlerinde büyümeye başlar.

Devamını okuyun »

SULTAN VELED HAKKINDA YAZILMIŞ ŞİİRLERDEN BİR DEMET

SULTAN VELED HAKKINDA YAZILMIŞ ŞİİRLERDEN BİR DEMET

 

AHMED EFLÂKÎ (1360):

Ey ki hezâr âferin bu nice sultân olur
Kulu olan kişiler hüsrev ü hâkân olur

Ayağının tozunu sürme çeken gözüne
Nesne görür gözü kim vâlih ü hayrân olur

Devamını okuyun »

SULTAN VELED’İN TÜRKÇE ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER

SULTAN VELED’İN TÜRKÇE ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER[1]

 

DİVAN-I SULTAN VELED’DEN:
 
Bakma bana, bakma bana / bu göz ile, bu göz ile[2]
Can gözünü ger açasın / sen n’olasın, sen n’ola?
 
Ger beni sen gey göresin / kendizini bey göresin
Ne nese kim isterisen / sana gele, sana gele

Devamını okuyun »

SULTAN VELED”İN İBTİDÂ-NÂME”SİNE GÖRE MEVLEVÎ HALÎFELERİ


Hülya KÜÇÜK, 
Prof. Dr. 

Mevlânâ Celâleddin Rûmî”nin oğlu Bahâeddin Muhammed Veled’in, daha yaygın olarak bilinen adıyla Sultan Veled (623/1226-712/1312)”in 25450 beyitlik üç ayrı ciltten müteşekkil Mesneviyât-ı Velediyye“sinin ilki olan İbtidâ-nâme1 (diğer adlarıyla Veled-nâmeMesnevî-i Veledî veya Mesnevî-i İbtidâ-yı Veledî), 8754 beyittir. Babası ve onun hemdemi olanlarla ilgili bilgi veren en eski ve en doğru kaynaktır.İbtidâ-nâme, Mevlevîliğe ait diğer eski kaynaklar olan Risâle-i Sipehsalar veMenâkibu”l-Ârifîn“inin de yazılı kaynağıdır. Eser, 1316/1937’de Tahran’da İkbal kütüphanesi tarafından Mesnevî-i Veledî be bahr-i hafif, ma’ruf be Veled-nâme adıyla basılmıştır. Baskının editörü Celâleddin-i Humâî tarafından kaleme alınmış 128 sahifelik detaylı ve güzel bir önsözü olan bu baskıda2 ne yazık ki eserdeki Türkçe beyitler çıkarıldığı gibi en eksiksiz nüsha olan Meclis Kütüphanesindeki nüsha da kullanılmamıştır.3 Türkçe tercümesi Gölpınarlı tarafından yapılan (Ankara, 1975) eserin tenkitli metni, İstanbul Üniversitesin”de Tahsin Yazıcı danışmanlığında çalışılanSultan Veled: Hayatı, Eserleri ve Masnavi-i Valadî adlı doktora tezinin (Djamchid Garabeiglou, İst. Üniv. Ed. Fak., Fars Filolojisi, 1977) bir parçasını oluşturmuştur. Sultan Veled’in diğer eserleri arasında önemlileri, diğer mesnevîleri olan Rebâb- nâme ve İntihâ-nâme ile Maârif ve Divân‘dır.

Devamını okuyun »

MEVLEVİ AYİNLERİNDE SULTAN VELED’DEN ALINAN ŞİİRLER

Dr.Yakup Şafak

      Mevlevî âyinleri, ilhamını büyük mutasavvıf ve gönül insanı, ilâhi aşkın sembolü, ölümsüz ruh ve hamle adamı Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin hayatından ve düşüncelerinden alan sanatkârlarca bestelenmiş, Türk mûsikîsinin en görkemli, en sanatlı eserleridir.

            Bu ince ruhlu insanlar kendilerini, Hz. Pîr yolunda yok bilmişler; içlerindeki kelimelere sığmaz heyecanları, coşkuları, ümitleri, sevinçleri, insanoğlunun ezelden beri düşkün olduğu seslere, nağmelere dökmüşlerdir.

            Onların, aşk potasında, fenâ ve mahviyet içerisinde, ruhlarıyla yoğurdukları muhteşem besteler, asırlarca Allah ve Peygamber aşkıyla dolu nice gönülleri yakıp yandırmış; ilâhi esintilerle insanlara tesellî vermiş; ruhları yüceltip lâhûtî âleme götürmüştür.[1]

Devamını okuyun »

SULTAN VELED’E GÖRE İNSAN

Hülya KÜÇÜK, Prof. Dr.

Sultan Veled’in insana bakışı tarzı babasının bakış tarzından çok farklı değilse de, yorumlarında kısmen ayrılmaktadır. Ona göre yaratılmış olan canlılar üç nev‘dir: Melek, hayvan ve insan. Melekler tamâmen ulvî, hayvanlar bunun tam zıddı bir şekilde kâmilen süflî, insanlar ise yarısı ulvî yarısı süflîdir.  Süflî olan yarısı, ki vücûdudur,  ferşîdir (dünyevîdir). Bu, hayvanların gıdâlarıyla beslenir ve onunla kāimdir. Ulvî olan yarısı, aklî ve arşîdir (ma‘nevîdir).  Bu yarı, meleklerin gıdâlarıyla beslenir: Zikir gibi, fikir gibi, ilim ve basîret gibi. Âkil olan insan, vücûdun gıdâsını mütemâdiyen azaltarak cânın gıdâsını artırır. Böylece melekî olan aklı kendi cinsinden kuvvet bulur. Zarûret olmadıkça uyku ve yemekle sınırlı olmaz. Zîrâ onda nefis hayvanı ne kadar zayıf düşerse, akıl meleğî de o nisbette kuvvetlenir. Bu şekilde devam ettiği sürece melekiyyet gâlib, hayvaniyet mağlûb olur. Mağlûb ise yok hükmündedir. Çünkü itibâr gâlibedir. İnsanda hangi sıfat gâlib olursa ona o isim verilir.

Devamını okuyun »

SULTÂN VELEDİ’İN MAÂRİF ADLI ESERİ VE “KİTABUL’L-HİKEMİYYE” ADLI BİLİNMEYEN BİR ŞERHİ


Hülya Küçük, Prof. Dr.

Maârif: Sultân Veled’in mensûr olan tek eseridir. Terim olarak, sûfîlerin vehbî bilgilerini ifâde etmek için kullanılan “ma‛rifet”’in çoğulu olan “maârif” türü eserlerin, şeyhin sohbet esnasında, vârid olan vehbî bilgileri anlattığı anda, yahut sonradan, zihinde kaldığı hâliyle yazılarak oluşturulduğunu biliyoruz.(1) Aslında, ilhâm yoluyla kalbe gelen ve söylenen sözlere verilen bir ad olan “vâridât”la eş anlamlı sayılır. (2) Ancak Sipehsâlâr’ın, Sultân Veled’in nesri hakkında: “Her ne kadar, mensur olarak söylediği sözler, manzum olarak söylediği ve yine inşa buyurduğu bütün sözler ile mukayese edilemezse de, bunlar keşif sahiplerinin şu kadar makāmının anahtarıdır”,(3) şeklindeki değerlendirmelerine ve “Sultân Veled, bu eserini dedesi Sultânu’l-Ulemâ Bahâeddîn Veled’in Maârif‘ine ve babasının Fîhi Mâ Fîh‘ine benzeterek mensûr olarak yazmıştır” diyenlere,(4) kulak verirsek − ki bunlar arasında Maârif türü eserlerin tanımından haberdâr olan Gölpınarlı da bulunmaktadır−, “Maârif””in Sultân Veled’in kendi kaleminden çıktığını kabul etmemiz gerekir. Eserin adının bazı nüshalarda, Maârif olarak değil de Nesr-i Sultân Veled şeklinde geçmesi(5) de bunu te’yîd eder mahiyettedir. O dönemde, ünlü sûfîlerin sözlerinin Maârif adı altındaki kitaplarda toplanması adetinin yaygın olduğunu, dedesi Sultânu’l-Ulemâ Bahâeddîn Veled, Burhâneddîn Muhakkık Tirmîzî ve Şems’e de bu adda bir eser izâfe edilmesinden anlamak mümkündür. (Ancak Şems’e isnâd edilenin yaygın adı Makālât‘tır).(6)

Devamını okuyun »

MENKIBELERİYLE SULTAN VELED

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Bahâeddin Muhammed Veled (1226-1312) Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin büyük oğludur. Dedesi Sultânü’l-Ulemâ’nın adını taşımaktadır. Yaygın adıyla “Sultan Veled” diye anılır.

“Sultan Veled”. İlk nazarda bu isim saltanatlı bir çağrışım yapar. “Sultan” kelimesin çeşitli mânâları var. Sultan, hükümdar demek. Sultan Selim gibi. Mânevî saltanatları sebebiyle bâzı din ve tasavvuf büyüklerine ve tarîkat pirlerine unvan olarak veriliyor, “Sultan Abdülkadir Geylânî” gibi. Ayrıca ilim ve sanat erbabının en büyüğü, en yücesi anlamında kullanılır: “Sultanü’ş-şuarâ“, “Sultânü’l-ulemâ” gibi.

Devamını okuyun »

SIRR-I ŞEMS Ü MEVLÂNÂ: CENÂB-I SULTÂN VELED

Ahmed Selâhaddin Çelebî HİDÂYETOĞLU

Huzûrunda bulunduğum aşk u irfân, ilm ü iz’ân, vicdân u ihsân ehline aşk u niyâzlarımı sunarım. Cenâb-ı Sultân Veled Sempozyumu’na da’vet edip gönlümü alan ve açılış konuşmasında bendenize de fırsat veren Cemâlnûr SARGUT Hanımefendi’ye şükrâne olarak dokuz mısrâmı sunarım:

Destûr Yâ Nûr

Devamını okuyun »

Hz. Bahaeddin Sultan Veled (k.s.)

Meliha Ülker ANBARCIOĞLU

Bahaeddin Sultan Veled, 25 Rebiülâhır 623/25 Nisan 1226 tarihinde, şimdi Karaman denilen, Lârende kasabasında doğdu.

Babası, XIII. yüzyılda Anadolu’da yaşayan büyük Türk mutasavvıfı ve şâiri, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, annesi, Mevlânâ’nın lalası ve dostu olan Semerkandlı Şeyh Şerefüddin’in kızı Gevher Hatun’dur.

Oğlunu çok seven Mevlânâ ona babasının adını vermiştir.(1)

Mevlânâ ve yakınları tarafından Bahaeddin diye çağırılan müellif, daha çok Sultan Veled olarak bilinir.

Devamını okuyun »