SIRR-I ŞEMS Ü MEVLÂNÂ: CENÂB-I SULTÂN VELED

Ahmed Selâhaddin Çelebî HİDÂYETOĞLU

Huzûrunda bulunduğum aşk u irfân, ilm ü iz’ân, vicdân u ihsân ehline aşk u niyâzlarımı sunarım. Cenâb-ı Sultân Veled Sempozyumu’na da’vet edip gönlümü alan ve açılış konuşmasında bendenize de fırsat veren Cemâlnûr SARGUT Hanımefendi’ye şükrâne olarak dokuz mısrâmı sunarım:

Destûr Yâ Nûr

Hey hey Cemâlnûr

Âyât-ı  “Ve’t-Tûr”

Hâlât-ı Mansûr

İn-cin-mez bir mûr

Sırr-ı nây santûr

Rebâb u tanbûr

Celâl’e manzûr

Bî-aded yağmur

Yek-pâre huzûr

*

Ten, kan, cân, îmân bağım; ceddim Pîr-i Rûmî’ye ithâfen, vaktiyle kaleme almış olduğum:

Monlâ-yı Rûm Sultânımız

Sultân Veled Cânânımız

nakaratlı manzûmemi 738. Şeb-i Arûs hâtırası olarak aşk u irfân ehline armağan ediyorum:

 

                                                    Aşk u Niyâzım

I. bend

Aşkı bize meşk eyleyen

Meşkı bize aşk eyleyen

Zevkı dile zerk eyleyen

Monlâ-yı Rûm Sultânımız

Sultân Veled Cânânımız

II. bend

Himmet edip eyle meded

İkrâmına yoktur aded

Zîrâ sizi sevmiş Samed

Monlâ-yı Rûm Sultânımız

Sultân Veled Cânânımız

III. bend

Şeyhim Bahâ feyz-i müdâm

Seyyid Salâh Şems ü Hüsâm

Hak Dost içün sun dolu câm

Monlâ-yı Rûm Sultânımız

Sultân Veled Cânânımız

IV. bend

Bulmuş Kerîm bûy-i vefâ

Ceddim Ulu Ârif bekā

Cân dîdeme bahşet ziyâ

Monlâ-yı Rûm Sultânımız

Sultân Veled Cânânımız

V. bend

Hey Dost HİDÂYET cân gözüm

Hak Mesnevî Dîvân özüm

Dâim seni görsün yüzüm

Monlâ-yı Rûm Sultânımız

Sultân Veled Cânânımız

                   *

 

Cenâb-ı Sultân Veled, bir ilâhî ilim ve irfân; bir ilâhî aşk ve cezbe; bir ilâhî cemâl ve kemâl muhîti içinde doğmuş; bir ilâhî mûsikî ve semâ muhîti içinde büyümüş yetişmiş bahtiyarlardandır. Öyle bir bahtiyârlıktır ki;

Büyükbabası Sultânü’l-Ulemâ Bahâeddin Veled,

Babası Hudâvendigâr Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî,

Seyyid Burhâneddin-i Muhakkık-ı Tirmîzî,

Şeyh Şemseddîn-i Tebrîzî,

Şeyh Salâhaddîn-i Zerkûbî-i Konevî,

Çelebî Hüsâmeddîn ve

Şeyh Kerîmeddîn

gibi hâlleri ve makāmları pek yüce hak dostlarının gönüllerini kazanmış, onlardan feyz almış, onların nazarlarına mazhar olmuş, nûrlarıyla nûrlanmış, sırlarıyla sırlanmıştır. Sâhib olduğu yüce makāma rağmen, babası gibi son derece mutevâzi ve mahviyyetkâr olarak yaşamıştır.

Cenâb-ı Sultân Veled’in tasavvufî kemâline, mahviyyetine, engin gönlüne işaret eden bir menkıbesini tasavvuf erbâbının, tarîk ehlinin dikkatlerine sunarım:

Hazret-i Mevlânâ bu dünyâdan âhirete göçtüğü vakit, Çelebî Hüsâmeddin yedi günden sonra bütün müridleriyle Cenâb-ı Sultân Veled’e geldi, muhabbet ve hürmetlerini arz edip niyâzla:

“Bundan sonra babanın yerine oturmanı, müridlere doğru yolu göstermeni, şeyhimiz olmanı ve sırların feyizlerini insanlara saçmanı istirhâm ediyor; ben de senin üzengin yanında gāşiyeni taşıyarak, kulluk ve lalalık etmek istiyorum” dedi ve şu beyti okudu:

“Ey cân! Gönül evinde oturan kimdir? Pâdişâhın tahtında şâh ve şâhzâdeden başka kim oturur?” Sonra dedi ki:

“Babandan sonra, uyulacak, dayanılacak kişi sensin. Onun makāmı sana düşer. Onun yerine geç çünki senin gibi ârif ve yol gösterecek yok.” Sultân Veled çok ağladı ve son derece memnûn olarak:

“Sûfî hırkaya, yetîm sanata lâyıktır. Siz babamın zamanında halîfemiz ve arkadaşların ulusu olduğunuz gibi bu zamanda da halîfemiz ve büyüğümüzsünüz, Hudâvendigâr’ımızın yâdigârısınız. Sultânımızın vasiyeti vechile post ve halîfelik sizindir” buyurdu.

Erbâbının mâlûmudur ki, Şems ü Mevlânâ dostluğunun mukaddes sırrını idrâkte âciz olanlar, Şems’i incittiler ve Şems, Şam’a gitti. Şems’in ayrılığından derin bir ızdırâba düşen Mevlânâ, manzûm olarak yazdığı mektûbu Sultân Veled ile Şam’a, Şems’e gönderdi. Sultân Veled Şam’a vardı. Şems’i buldu ve babasının da’vet mektûbunu Şems’e sundu. Şems:

“Muhammedî tavırlı ve ahlâklı Mevlânâ’nın arzusu kâfîdir. Onun sözünden ve işâretinden nasıl çıkılabilir” diyerek, Sultân Veled ve kāfilesiyle Konya’ya döndü. Konya’ya vâsıl olduklarında Cenâb-ı Şems, Hazret-i Mevlânâ ve bütün dostların huzûrunda:

“Hak Teâlâ’nın bana bağışlarından iki nesnem vardır. Biri serim diğerisırrımdır. Serimi ihlâsla Mevlânâ’nın yoluna fedâ ettim. Sırrımı da Veled’e bağışladım. Mevlânâ bu hâle şâhid olsun ki, eğer Veled’in Nûh kadar ömrü olsaydı ve hepsini ibâdet ve riyâzete harcasaydı benden ona ulaşan sır kadar sırra nâil olamazdı. Sizden de nasîblere nâil olacağı ve bir Pîr olgunluğuna ulaşacağı umulur” buyurdu.

Mevlevî Yolu’nun Pîri mânen Mevlânâ, sırran Şems ü Mevlânâ’nın sırrı oğlu Sultân Veled’dir. Mevlânâ’nın semâı, Sultân Veled Hazretleri tarafından kāideleri ta’yin ve tesbit edilerek bir âyîn hâline konulmuştur. Mevlevî Âyîni’nde Semâ’dan önceki devri de o tanzîm etmiştir ki bu devire Devr-i Veledî denir.

Hak Teâlâ’dan nâzlı niyâzım Şems ü Mevlânâ’nın sırrı Sultân Veled’e lâyık ve onun sırrını idrâk edebilen Çelebîlerden, Mevlevîlerden olmak.

Cenâb-ı Sultân Veled babasından bahsederken der ki:

“Şeyhim, imâmım, kıblem, kuvvetim, seyyidim, senedim, mu’temedim, cesedimde rûhumun mekânı, bugünümün ve yarınımın zahîresi, hakîkati arayanların olgunlarının sultânı, Hak yolunun erleri arasında Allah’ın sırrı mevlâm ve me’vâm babam, Hakk’ın ve Dînin Celâl’i Celâleddin.”

 

 

Babası Hazret-i Mevlânâ da oğluna der ki:

“Bahâeddin Veled! Eğer dâimâ cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kînini yüreğinde tutma!

Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!

Merhem ve mum gibi ol,

İğne gibi olma,

Eğer hiç kimseden sana fenâlık gelmesini istemezsen

fenâ söyleyici,

fenâ öğretici,

fenâ düşünceli olma!

Bahâeddin Veled! senin düşmanını sevmeni, düşmanının da seni sevmesini istersen, kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle. O düşman senin dostun olur; çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır.”

Son söz Şems ü Mevlânâ’nın sırrı, Mevlevî Tarîkati’nin nûru Sultân Veled Efendimiz’i gören bahtiyârlardan Ahmed Eflâkî-Ârifî (?-761/1359) Dedemizin:

 

Ey ki hezâr âferîn bu nice Sultân olur

Kulu olan kişiler Husrev u Hâkân olur

 

Ayağının tozunu sürme çeken gözüne

Nesne görür gözü kim vâlih u hayrân olur

 

Şerbetinin katresin herkim içer cur’asın

Gönlü güher doluban sînesi ummân olur

…………………………………………..

Her ki bu gün Veled’e inanuben yüz süre

Yoksul ise bây olur bây ise sultân olur

 

                          *  *

                            *

S.Ü. İlâhiyat Fakültesi’nden Emekli Öğretim Üyesi

Yard. Doç. Dr. (Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı)

HİDÂYETOĞLU Ahmed Selâhaddin Çelebî

Hudâvendigâr Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin 21. Batından Torunu

Felçli demlerimin 13. Yılı

15 Aralık, 2011 – 20 Muharrem 1433 Perşembe

Medînetü’l-Evliyâ: KONYA

 

ascelebihidayetoglu@hotmail.com

*Sırrı Sırrı: Uluslararası Hz. Sultan Veled Sempozyumu açılış konuşmalarında okunmuştur.

Be Sociable, Share!